Cinsel aktivite başlamış olanlarda eşlerden birinde HPV bulunması diğerinde de olduğu anlamına gelir. Bununla ilgili rutin taramaları (smear+HPV testi) yaptırmak dışında yapılacak bir şey yoktur. Bu çiftler düzenli takip yaptırmalıdırlar.
Eğer henüz cinsel ilişki olmadıysa ve çiftlerden birinde HPV olduğu, diğerinde olmadığı biliniyorsa, henüz bulaşmamış olanı korumak için ilişki başlamadan önce HPV aşısı yapılması önerilir.
Rahim ağzından alınan smear testi özel boyalarla boyandıktan sonra mikroskop altında incelenerek hücrelerin yapısına bakılır. Eğer bazı hücresel değişiklikler ve anormallikler varsa buna “displazi” denir. Burada dikkat edilmesi gereken displazi kanser değildir, kanser öncüsü olabilecek lezyondur. Smear testlerinin yaklaşık %3-5’inde displazi görülür. Displazinin kendi içinde hafif, orta, şiddetli formları vardır. Displazi şiddetine göre yapılacak tedavi değişir.
Hücresel anormalliklerin derecesi, hangi hücreleri etkilediği, epitel katmanlarındaki derinliği ve displazi şiddetine göre sınıflama yapılır. Bu sınıflamalardan biri Bethesda sistemidir. Bethesda sisteminde hücreler ya normaldir, ya da anormaldir. Anormalliğin şiddetine ve etkilenen bölgeye göre sınıflama yapılır. Epitelial ve glandüler (bez) anormallikleri diye iki tipe ayrıldıktan sonra daha sık görülen epitelial anormallikler hafiften şiddetliye doğru ASC-US, ASC-H, LSIL, HSIL şeklinde sınıflandırılır. Bunlardan sonra artık kanser gelir. Glandüler hücre anormallikleri de AGC ve AIS şeklindedir. Sonrasında kanser gelir.
ASC-US’un açılımı Türkçe olarak “önemi bilinmeyen atipik squamoz hücreler” demektir. ASC-US genelde iyi huylu, hafif bir anormalliktir. Çoğu kendiliğinden (%70-80) birkaç yıl içinde normale döner, bir kısmı aynı kalır, sadece çok küçük %5’lik bir kısmında hücresel anormallik artarak bir üst seviyeye geçebilir. ASC-US’da kanserleşme ihtimali çok düşüktür. Bu nedenle hücresel anormallik bir üst seviyeye çıkmadıkça takip dışında herhangi bir tedavi gerektirmez. Takibin nasıl yapılacağına hastanın yaşına ve HPV testinin sonucuna göre karar verilir. HPV 16, 18 pozitif olan hastalarda kolposkopi yapılabilir. ASC-US bir üst basamağa ilerlerse tedavi ona göre değişir.
ASC-H: yüksek dereceli lezyonun dışlanamadığı atipik squamoz hücreler
LSIL: Düşük dereceli squamoz intaepitelial lezyon
HSIL: Yüksek dereceli squamoz intaepitelial lezyon
Bunların hepsi değişik derecelerde hücresel anormallik (displazi) içeren lezyonlardır. Mutlaka takip, kolposkopi ve gerekli hallerde cerrahi tedavileri gerekir. Servikal hücresel anormalliklerle ilgili detaylı bilgi için tıklayınız...
CIN: servikal intraepitelial neoplazi demektir. CIN sınıflamasının 3 derecesi vardır: CIN 1, CIN 2, CIN 3. Bu sınıflama hücresel anormalliğin şiddetine ve epitel katmanlarında kapladığı yere göre yapılır. CIN-1 denildiğinde en düşük seviyeli hücresel anormallik anlaşılır. Anormallik şiddetlendikçe derecelendirme artar, CIN-2 ve CIN-3 olur.
Bunlar rahim ağzının içindeki kanalda (servikal kanal) bulunan glandüler hücrelerden kaynaklanan anormalliklerdir. Bunlar epitel anormalliklerine göre daha risklidir.
AGC: Atipik glandüler hücre
AIS: Adenokarsinoma in situ (bez hücrelerinde kanser)
AGC olanların %30-50’sinde beraberinde kanser geliştirebilecek daha ciddi lezyon bulunabilir. Bu nedenle bu hastaların takibi, epitelial lezyon olanlarınkinden farklıdır. Bunlarda lezyonun derecesine bakılmaksızın kolposkopi, rahim içinden, servikal kanaldan, rahim ağzından biyopsi alınması, gerekirse cerrahi uygulanması gerekir.
Tedavi şekli hastanın yaşına, anormalliğin derecesine-tipine, hastanın çocuk isteği olup olmamasına, beraberinde gebelik olup olmamasına, daha önce aldığı tedavilere verdiği cevaba göre değişir.
Genç hastalarda, hafif anormallik olanlarda sadece takip yapılabilir, çünkü bağışıklığı normal olan hastalarda genelde bu lezyonlar bir süre sonra düzelir. Takipte düzelme olmazsa veya ilerlerse müdahale edilir. Anormal hücrelerin olduğu bölge yakılabilir, dondurulabilir, cerrahi olarak çıkarılabilir.
Şiddetli hücresel anormallik ve kanser şüphesi olanlarda kolposkopi yapılır, biyopsi alınır ve biyopsi sonucuna göre karar verilir.
Yaşı ileri, çocuk isteği olmayan hastalarda, özellikle şiddetli hücresel anormallik varsa rahim ağzı cerrahi olarak kısmen ya da tamamen çıkarılabilir. Rahim ağzında geniş bir bölge etkilenmişse rahim tamamen alınabilir.
Kolposkopide hasta jinekolojik muayene olacakmış gibi hazırlanır. Vajinaya spekulum yerleştirilerek rahim ağzı görüntülenir. Rahim ağzı nazikçe temizlendikten sonra özel bazı solüsyonlar bu bölgeye uygulanır. Hücresel anormallik olan yerler, normal hücrelerin bulunduğu yere göre daha farklı bir boyanma özelliği gösterir. Bu anormal boyanan, anormal renk ve damarlanma olan yerlerden biyopsi alınır.
Kolposkopi işlemi ağrısızdır. Sadece biyopsi alınacağı zaman hafif ağrı olabilir. Ama gergin hastalarda ya da jinekolojik muayene olamayan kadınlarda anestezi altında yapılabilir.
HPV kaynaklı genital siğiller genelde cinsel ilişki esnasında sürtünmenin fazla olduğu yerlerde görülür. Kadınlarda en sık dış genital bölgede, vajinada, üretrada, rahim ağzında ve anüste görülür. Erkeklerde ise genelde kasık arasında, penis-testisler üzerinde, anüste olur. HPV kaynaklı siğiller sadece genital bölgede değil, ağız içinde, dil, dudak, boğazda (oral sex yapanlarda) olabilir.
Genital siğiller genelde hasta tarafından genital bölgede yeni oluşan ve etrafa dağılan karnabahar gibi lezyonlar olarak fark edilir. Klasik olarak siğiller karnabahara benzesede bazen farklı şekil ve büyüklüklerde, düz veya pürtüklü yüzeyli olabilir. Bazen HPV enfeksiyonu olmasına rağmen görünen siğil olmayabilir. Siğiller genelde ağrısızdır. Ama enfekte olursa, ağrı kanama, lekelenme, kötü koku yapabilir. Çok büyük olanlar bazen vajina girişini ya da anüs bölgesini kapatarak sorunlara neden olabilir.
Genital siğiller genelde iyi huyludur, kansere dönmez. Ancak hem estetik açıdan, hem de cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğu için sosyal anlamda rahatsız edicidir. Öte yandan siğil olan kadınlarda beraberinde riskli HPV tipleri de bulunabileceğinden mutlaka smear testi ve gerekirse HPV testi yapılmalıdır.
Siğil tedavisinde kullanılan pek çok yöntem vardır. Bunlar lezyonları ortadan kaldırır ancak siğile neden olan HPV enfeksiyonunu tedavi etmez. Bu nedenle siğiller tekrarlayabilir.
Siğil tedavisinde kullanılan yöntemler hastanın yaşına, gebe olup olmamasına, siğilin yerine, büyüklüğüne, sayısına, hastanın isteğine, tedavi maliyetine ve hastanın daha önce uygulanan tedavilere verdiği cevaba göre değişir.
En sık kullanılan yöntemler; dondurma, kimyasal olarak veya asitle yakma, koterle yakma, lazer uygulamasıdır. Çok büyük siğiller cerrahi olarak çıkarılır. Genital siğil tedavisi ile ilgili detaylı bilgi için tıklayınız...
Tedavi süresi siğilin yerine, büyüklüğüne, sayısına, uygulanan tedaviye, hastanın tedaviye verdiği cevaba göre değişir. Genelde her uygulamadan 2-3 hafta sonra kontrol yapılır, düzelme olmazsa 2-3 uygulamadan sonra farklı bir yönteme geçilir. 1-2 uygulamayla düzelen hastalar olduğu gibi, uzun süre tedavi gerektiren hastalar da olabilir. Genelde uzun süredir siğili olanlarda (6 aydan fazla) ve fazla sayıda siğili olanlarda tedavi uzun sürer, 2-3 ayı bulabilir, bazen daha uzun sürebilir.
Genital siğil açısından bakıldığında evde uygulanabilecek bazı krem ve ilaç tedavileri vardır. Bunlar dış genital bölgedeki siğiller için yine doktor önerisiyle kullanılabilir. Bu tip tedavilerin maliyeti düşüktür ama etkinliği de düşüktür. Tedavi süresi uzun ve bazılarının da yan etkisi fazladır. Bu nedenle kısa sürede ve ciddi yan etki yaşamadan siğillerden kurtulmak isteyenlerin doktor uygulamalarına başvurması gerekir.
Öte yandan siğil olan kadınlarda iç genital bölgede yani vajinada ve rahim ağzında da siğil olabilir veya HPV’ye bağlı hücresel anormallik veya kanser öncüsü lezyon bulunabilir. Bu bölgelerinde kontrol edilmesi ve test alınması gerekir. Bu nedenle bu hastaların mutlaka bir jinekolog tarafından görülmesi ve bazı testlerin yapılması gerekir.
İmiquimod %5’lik krem, sürüldüğü bölgeye lokal etki ederek hücresel bağışıklık sistemini aktifleştiren bir ilaçtır. Düzenli olarak kullanıldığında yaklaşık 3-4 ay içinde etkisini göstererek siğillerde %50 oranında iyileşme sağlar. Ancak yan etkileri fazladır. Ciltte kaşıntı, kızarıklık, yanma ve ağrı yapabilir. Tedavi süresi de uzun olduğu için genelde ilk seçenek olarak tercih edilmez.
İmiquimod sadece dış genital bölge cildinde kullanılır. Vajina, rahim ağzı ve anal bölgede bulunan siğillerde kullanılmaz.
Smear sonucunda ciddi hücresel anormallik çıkan hastalarda altta yatan bir kanser olup olmadığına varsa ne genişlikte bir alanı tuttuğuna bakılması gerekir. Böyle durumlarda rahim ağzını daha yakından değerlendirmek için kolposkopi yapılır. Kolposkopide rahim ağzı özel sıvılarla boyanarak büyük büyütmede incelenir ve şüpheli görülen yerlerden biyopsi alınır. Biyopsi sonucuna göre kanser olup olmadığı, kanser varsa ne derece derine kadar indiği ve yayıldığı görülür.
Bazen lezyon büyükse, servikal kanalın içindeyse veya kolposkopiyle yeterli değerlendirme yapılamıyorsa konizasyon yapılarak tümör şüphesi olan bölge cerrahi olarak çıkarılır.
Konizasyon rahim ağzının, lezyonu içine alacak şekilde koni biçiminde kesilerek çıkarılmasıdır. İşlem anestezi altında yapılır. Çıkarılan parça işaretlenerek patolojik inceleme için gönderilir. Konizasyon farklı şekillerde yapılabilir. Cerrahi olarak kesilerek, lazer kullanılarak, LEEP yöntemiyle konizasyon yapılabilir. Hasta için hangisinin uygun olduğuna kendi doktoru karar verir.
Yaşı ileri, çocuk isteği olmayan kadınlarda, büyük ve servikal kanal içine doğru ilerleyen lezyonlarda, kolposkopiyle yeterli değerlendirme yapılamayan hastalarda konizasyon yapılır.
Konizasyon işlemi, aslında küçük işlemlerden biridir. Ancak anestezi gerektirdiği için, narkozla ilgili bazı riskler taşır. Bunun dışında sık olmamakla beraber kanama ve enfeksiyon gelişebilir. Çocuk isteği olan hastalarda konizasyon rahim ağzında kısalma olduğu için gebe kalmayı güçleştirebilir, gebelikte erken doğum ve düşüklere neden olabilir. Bu hastalara gebelikte erken doğum olmasın diye rahim ağzına dikiş (serklaj) konulur.
Hastalara uygulanacak tedavi hastanın yaşına, anormallik derecesine, çocuk isteği olup olmamasına bağlı değişir. CIN-1 gibi düşük dereceli anormalliklerde sadece takip yeterlidir. Uygun hastalarda lezyon olan bölgenin yakılabilir veya dondurulabilir. CIN-2 ve CIN-3’te anormallik şiddetli olduğu için lezyon bulunan bölgenin yakılması, dondurulması, konizasyon yapılarak çıkarılması, çocuk isteği olmayan kadınlarda rahim alınması yapılabilir. Bu hastalarda kanser gelişme riski olduğu için asla ihmal edilmemeli ve sıkı takip edilmelidir.
Kondom kullanmak HPV’ye karşı kısmen koruma sağlar ama bulaşma riskini tamamen ortadan kaldırmaz. HPV direkt ten tene temasla bulaştığı için kondomun kapattığı yerler açısından faydası olur. Ama tüm genital bölgeyi kapatmadığı için bulaşma riski vardır. Sadece kondom kullanmak HPV bulaşma riskini %30 oranında azaltır. Kondom ayrıca diğer cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan da koruma sağlar.
Eğer eşlerden birinde siğil varsa ve henüz cinsel aktivite başlamamışsa, evlenmeden önce karşı tarafa HPV aşısı yapılmalıdır. Böylece bulaşma riski azaltılmış olur.
Cinsel aktif olan çiftlerden birinde siğil varsa, diğerinde de yüksek ihtimalle benzer enfeksiyon vardır. Siğil olmaması ona bulaşmadığını göstermez çünkü HPV enfeksiyonu herkeste siğil oluşturmayabilir. Bazen siğiller küçük ve düz olur, hasta bunu fark etmeyebilir. Öte yandan HPV hücresel anormalliğe ve uzun dönemde HPV ilişkili kanserlere neden olabilir. Bu nedenle çiftlerin mutlaka muayene olması, kadından bazı testler yapılıp riskli bir HPV tipi taşıyıp taşımadığına bakılması gerekir.
Evet olabilir. Sonuçta HPV genelde cinsel yolla bulaştığı için, diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar da beraberinde olabilir. Bu nedenle çok partnerli, riskli cinsel davranışları olan kişilerin ve eşlerinin diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar (AIDS, frengi, bel soğukluğu, herpes, trikomonas, hepatit vb) açısından taranması gerekir.
Buna bireyin kendisi karar vermelidir. Ancak burada dürüst ve açık olmak doğru olandır. Özellikle daha önce hiç cinsel aktivitesi olmamış birine enfeksiyon bulaşmaması için aşılanması ve bu arada bulaşma riskini azaltmak için kondom kullanılması gerektiği için durum hakkında bilgi verilmesi, karşı tarafın sağlığı için önemlidir.
HPV tespit edildikten ve ne olduğu anlaşıldıktan sonra çiftler arasında gerginlik, suçlama ve aşırı reaksiyon olabilir. Ancak unutulmaması gereken şey HPV’nin kimden, nasıl ve ne zaman bulaştığının net olarak bilinemeyeceğidir. Burada önemli olan çiftlerin genel sağlığı ve bundan sonraki yaşam tarzlarıdır. Tek eşlilik olduğu müddetçe (burada her iki eşinde tek eşli olması gerekir) HPV bulaşması, ya da HPV zaten varsa, farklı bir HPV tipinin bulaşması söz konusu değildir. Bir süre sonra ortak paylaşılan HPV tipine bağışıklık gelişecek ve yüksek ihtimalle vücuttan atılacaktır.
HPV pozitif olanların bazılarında gözle görülür lezyon veya siğil olmaz. Ancak bulaştırıcılıkları vardır. Bu nedenle kişide görünür lezyon olmaması, onda HPV olmadığı anlamına gelmez.
Öte yandan HPV bulaştıktan sonra aylarca bazen yıllarca sessiz kalıp, sonra siğil veya lezyon oluşturabilir. Bu nedenle cinsel aktif olanlarda tam olarak zamanını belirlemek mümkün değildir.
Bu nedenle birden fazla partneri olanlarda ne zaman ve kimden bulaştığını araştırmanın bir faydası yoktur ve gereksizdir. Cinsel aktif olan herkes risk altındadır.
HPV’nin uzun süre vücutta kalırsa ve kronikleşirse bazı kanserlere yakalanma riski artar. Bu nedenle öncelikle bağışıklığı güçlendirmek, sağlıklı beslenmek, sigara-alkol vb alışkanlıkları bırakmak ve tek eşli olmak çok önemlidir.
HPV’ye bağlı en sık görülen kanser rahim ağzı kanseridir. Bunun dışında vulva, vajina, anüs kanseri, baş-boyun kanserleri ve erkekte ek olarak penis kanseri görülebilir.
Bunlardan sadece rahim ağzı kanserinin tarama testi vardır. Diğerlerinin yoktur. Yani vulva, vajina kanseri veya anüs kanserinin, baş-boyun kanserlerinin tarama testi yoktur. Hastalar bir ayna vasıtasıyla ara ara kendilerini kontrol etmeli ve herhangi bir anormal semptom-bulgu geliştiğinde (renk değişikliği, kanama, akıntı, ağrı, yanma, kitle, tuvalete çıkarken zorluk vs) doktora başvurmalıdır.
Hiç ilişkiye girmemek en etkili korunma yöntemidir. Ancak bu mümkün değildir. Diğer en etkili yöntem ise hayat boyu tek eşli olmaktır (monogami). Burada tek eşlilikten kasıt, hem erkek hem de kadının ömür boyu tek eşli olmasıdır.
HPV’den korunma için HPV aşıları vardır. Aşıların etkili olması için henüz bulaşma olmadan önce yani cinsel aktivite başlamadan önce ve bağışıklık sisteminin en iyi olduğu dönemde yapılması gerekir. Bu dönem 11-26 yaş aralığıdır. Bu dönemde yapılan aşı rahim ağzı kanserinden %70, genital siğilden %90 oranında koruyuculuk sağlar.
Eşlerden birinde HPV pozitif ise kondom (prezervatif) kullanması bulaşma ihtimalini %30 oranında azaltır.
Smear testi tarama amaçlı 21 yaşından itibaren yapılamaya başlanır, 30 yaşına kadar 2-3 senede bir tekrarlanır. 30 yaşından itibaren hastanın daha önceki smear testleri normalse, tek eşliyse (eşinin de tek eşli olması lazım), riskli cinsel davranışları ve ek bir hastalığı yoksa 3 senede bir yapılabilir. Eğer bahsedilen sorunlar veya beraberinde başka problemler varsa, o zaman yıllık veya daha sık aralıklarla yapılabilir.
25-30 yaşından itibaren smear testiyle beraber HPV testi yapılır. Buna ko-test denir. HPV testinin amacı yüksek riskli HPV tiplerinden herhangi birinin kişide bulunup bulunmadığını tespit etmektir. Eğer hem smear testi hem de HPV testi normalse, riskli cinsel davranışlar yoksa ko-test 3-5 sene aralarla yapılabilir. Testlerde anormallik varsa daha sık takip, gerekirse kolposkopi, biyopsi ve duruma göre dondurma, yakma, lazer veya cerrahi tedavi gerekebilir.
Eğer kadın düzenli smear testi yaptırıyorsa, son 3 smear testi normalse, son 10 yılda yapılan smear testleri normalse, tek eşliyse 65 yaşından sonra tarama sonlandırılabilir. Bunun dışındaki kadınlarda tüm hayat boyunca tarama devam eder.
Öte yandan smear testinin yapılmaması kadının belli bir yaştan sonra artık jinekolojik muayene olması gerekmediği anlamına gelmez. Yıllık jinekolojik muayene ömür boyu devam eder.
Rahmi iyi huylu kitle, aşırı kanama vb gibi bir nedenden dolayı tamamen alınmış kadınlarda smear testi yapılmasına gerek yoktur. Ama rahmin alınma nedeni kanser veya kanser öncüsü bir lezyonsa o zaman tarama testi yapılmaya devam edilir.
Bazen rahmi alma ameliyatı subtotal dediğimiz yöntemle yapılır. Bunlarda rahmin gövdesi alınır, rahim ağzı bırakılır. Rahim ağzı bırakıldığı için bu kadınlarda tarama testleri, normal kadınlardaki gibi devam eder.
Evet, yapabilir. HPV pozitif veya genital siğil olan kadınlarda normal doğum açısından en önemli risk bebeğe bulaşma ihtimalidir. Bu nedenle eskiden bu hastalar sezaryene alınıyordu. Ancak yapılan araştırmalarda normal doğum esnasında bulaşma riskinin düşük olduğu görülmüştür. Ayrıca doğumda bebeğe bulaşsa bile genelde bebeklerin çoğu bunu kendiliğinden bir süre sonra atar. Bu nedenle artık bu hastalara riskler anlatıldıktan sonra hastanın da onayı alınarak normal doğum önerilmektedir.
Nadiren HPV bulaşan bebeklerde boğazda, ses tellerinde siğil çıkabilir, bunlar nefes borusunu tıkayabilir, ses değişiklikleri, solunum sıkıntısı ve hatta ölümlere neden olabilir. Hastaların bu konuda da bilgilendirilmeleri gerekir.
Doğum kanalındaki siğiller çok fazlaysa ve büyükse kanama yapabilir, doğum kanalını tıkayarak doğuma engel olabilir. Böyle durumlarda sezaryen en uygun seçenektir.
Evet tedavi edilebilir. Ancak gebelikte kullanılabilecek yöntemler sınırlıdır. Bu konuda doktorunuz karar verecektir.
Gebelikte rahim ağzında hücresel anormallik tespit edilmişse, bu hafif ve orta şiddetteyse, kanser şüphesi yoksa takip edilir, smear testi alınır, asıl tedavi doğumdan 2-3 ay sonrasına bırakılır. Bu lezyonların bir kısmı doğum sonrası kendiliğinden iyileşir. Ancak şiddetli derecede anormallik ve kanser şüphesi varsa, gebeyken çok özenli bir şekilde kolposkopi yapmak gerekebilir.
Aşılar genel anlamda bakıldığında hastalık bulaşmadan önce vücutta bağışıklık oluşturmak ve enfeksiyona bağlı olası komplikasyonları engellemek amacıyla yapılır. HPV aşıları da HPV’ye bağlı siğil, kanser öncüsü lezyonlar ve kanserleri engellemek için kullanılır.
Aşı hazırlanırken içine bağışıklığı uyaran virüse ait parçacıklar konulur. Bu parçacıklar bağışıklık sistemi tarafından algılanarak bir reaksiyon gelişmesine ve vücudun virüsü tanımasına neden olur. Sonrasında bulaşma olduğunda vücut daha önceden tanıdığı viral ajanı hızlıca ortadan kaldırır, enfeksiyon oluşmasına izin vermez. Hpv sşıları ile ilgili detaylı bilgi için tıklayınız...
Etkinlik anlamında en iyi olan dokuzlu aşıdır ancak henüz ülkemizde yoktur. Diğer iki aşının kanserden koruma anlamında etkinlikleri aynıdır. Ancak, 4’lü aşı (gardasil) aynı zamanda genital siğilden de koruma etkisine sahip olduğu için tercih edilir. Gardasil aşısı ile ilgili detaylı bilgi için tıklayınız...
Evet, olabilir. HPV aşısının içinde 2- 4- 9 tip vardır. 2 tip içeren aşı rahim ağzı kanserinden %70 oranında korur ancak siğilden koruma sağlamaz. 4 tip içeren aşı siğilden %90, rahim ağzı kanserinden %70-80 oranında korur. Oysa ki HPV’nin siğil ve kanser yapan başka tipleri de vardır. Bunlar aşının içinde bulunmadığı için koruyuculuk %100 değildir. Yani aşılanma riski azaltır ama sıfırlamaz. Bu nedenle bu kadınlar tarama testi yaptırmaya devam etmelidirler.
Evet, gereklidir. HPV aşısı, içindeki tiplerin oluşturacağı enfeksiyona karşı koruyucudur. Oysa ki enfeksiyona neden olan pek çok HPV tipi vardır. Aşının içinde en sık görülen tipler konulmuştur. Koruyuculuk oranı yüksek bile olsa, tam değildir. Bu nedenle aşılanmış bile olsa, kadınlar rutin tarama testlerini yaptırmaya devam etmelidirler.
Aşı HPV tip 6, 11, 16 ve 18’e karşı etkili olacak şekilde tasarlanmıştır. Bazı kadınlarda aşının içindeki bu tiplerden bir ya da bir kaçı bulaşmış olabilir. Bu durumda aşının zaten bulaşmış olan tipe karşı koruyuculuğu olmaz. Örneğin, HPV tip 18 bulaşmışsa, aşı ona karşı korumayacaktır. Ancak, diğer üç tipe karşı koruma sağlayacaktır. Bunun dışında yapılan çalışmalarda aşının bu HPV türlerinden bir veya daha fazlasıyla enfekte olan bazı hastalarda bir miktar faydasının olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle HPV bulaşmış olanlara da aşı yapılır.
Her aşıda görülebilen injeksiyon yerinde ağrı, kızarıklık, şişme gibi yan etkiler HPV aşısında da olabilir. Hastaların çok küçük bir kısmında ateş, nezle benzeri şikayetler, baş ağrısı, bulantı, kusma, eklem ağrıları olabilir. Genç hastalarda tansiyon düşüklüğü ve bayılma olabilir. Nadiren aşıya karşı alerji olabilir.
Guillain Barre Sendromu, kişinin kendi bağışıklık sisteminin kendi sinir sistemine saldırarak hasar oluşturması ve felçlere neden olması durumudur. Bu sendrom normalde aşılanmayan kişilerde de milyonda 4-10 arasında görülür. Aşı sonrası görülme sıklığı milyonda 7 olarak bulunmuştur. Yani aşılanan grupla aşılanmayan grup arasında bir fark görülmemiştir. Bu da aşı sonrası gelişen vakaların rastlantısal olduğu, aşıyla nörolojik hastalık riskinin artmadığı şeklinde yorumlanmıştır.
